Şu Dile Çevir
Türkçe
English
Arabic
German
French
Italian
Russian
Bulgarian
BATUR LEGAL & CONSULTANCY
Uzman kadromuz ve kurumsal çalışma sistemimizle ulusal ve uluslararası çapta tüm hukuki ihtilaflarınızda yanınızdayız. Her türlü hukuki sorunuz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
TÜRKİYE'DE VE DÜNYANIN FARKLI NOKTALARINDA PROFESYONEL HUKUKİ DESTEK
İstanbul'da mukim büromuza ek olarak yurt içinde İzmir, Ankara, Kayseri ve yurt dışında Almanya, Fransa ve Rusya'da bulunan çözüm ortaklarımızla birlikte her zaman ve her yerde profesyonel destek.
HAKkIMIZDA
Hukuk büromuz karşılaşabileceğiniz tüm hukuki ihtilaflara karşı uzman kadrosuyla sizlere destek olmaktan mutluluk duyar. Uluslararası çapta yurt içi ve yurt dışı partnerlerimizle geniş bir çalışma yelpazesine sahip büromuzda hukukun her dalında danışmanlık sağlanmaktadır.
ÇALIŞMA ALANLARIMIZ
- -Ticaret Hukuku
- -Spor Hukuku
- -Bilişim Hukuku
- -İş Hukuku
- -İcra ve İflas Hukuku
- -Sigorta Hukuku
- -Aile Hukuku
- -Miras Hukuku
- -Gayrimenkul Hukuku
- -Ceza Hukuku
- -İdare ve Vergi Hukuku
Makaleler
-
YAŞLILIK, AĞIR HASTALIK VE AKIL ZAYIFLIĞI ...
- 3 yıl önce
- Yaşlılık , ağır hastalık , akıl zayıflığı , vasi , vesayet davası , vasi atanması
Türk Hukukunda yaşlılık, akıl hastalığı ve akıl zayıflığı hallerinde Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca kişinin hak ve menfaatlerini korumak üzere vasi atanması mümkün kılınmıştır. Ağır hastalık, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken kişiler kısıtlanır. Bu kısıtlama yakınları ve ilgilileri tarafından talep edilebileceği gibi yetkili makamların tespiti sonucunda da gerçekleştirilebilir.
Vesayet davası kişinin yerleşim yerinde bulunan Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülmektedir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlanacak olan kişiler hakkında mahkemece öncelikle tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporu alınmaktadır. Hâkim karar vermeden önce sağlık kurulu raporunu göz önünde bulundurmak şartıyla kısıtlanması talep edilen ilgiliyi dinleyebilir. Kısıtlamaya ilişkin karar verildiği takdirde mahkemece kısıtlının yerleşim yeri ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan edilir. Bu ilan usuli bir işlem olup mahkemece gerçekleştirilir.
Mahkemece vasi atanırken eş ve yakın akrabalara öncelik verilir. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur. Bu kişilerin vasilik yapmaya engel hali bulunduğu takdirde mahkemece bu kişilerin gösterdiği kişiler vasi olarak atanabilir. Gösterilen kişinin atanması mahkemece kabul edilmediği takdirde hâkim kendiliğinden bu görevi yapmaya yetkin bir kişiyi vasi olarak atar. Mahkemece atanan kişi özel haller bulunmaması halinde vasilik görevini kabul etmekle yükümlüdür.
Vesayet davası ortalama olarak 6 ay ile 1 yıl sürmekle beraber mahkeme gerekli gördüğü takdirde dava süresince kısıtlanacak kişiye bir temsilci atayabilir. Dava sonuçlandıktan sonra vasi atanan kişinin akıl zayıflığı veya hastalığı sürdüğü sürece vasinin görevi devam eder.
Vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine vasi ile mahkemenin görevlendireceği bir kişi tarafından, vakit geçirilmeksizin, yönetilecek malvarlığının defteri tutulur. Bu defter kişinin mal varlığını, gelir ve giderini gösterir rapor niteliği taşımaktadır. Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetmek zorundadır. Vasi, yönetimle ilgili hesap tutmak ve mahkemenin belirlediği tarihlerde ya da yılda bir defa hesabı incelemeye sunmakla yükümlüdür. Vasi, kısıtlının değerli eşyalarının saklanması, taşınırların ve taşınmazların alım-satımı, kısıtlının kullanımı haricinde olan paranın bankaya faiz getirmek üzere yatırılması, yatırımlarının ve ticari işlerinin yönetimini sağlar. Bu işlemler vasi tarafından mahkemenin izni ve denetimi altında gerçekleştirilir. Vasi bu işlemleri tamamen kısıtlının menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirir ve keyfi uygulamalara başvuramaz. Aksi takdirde mahkeme ve vasi ortaya çıkabilecek zararlardan sorumlu olur.
Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür. Mahkemenin yetkisi alanına giren işler haricinde kısıtlıyı tüm hukuki işlemlerde temsil eder. Vasi, kısıtlı adına kefil olamaz, vakıf kuramaz ve önemli bağışlamalarda bulunamaz. Kısıtlı kişi görüşlerini açıklama yeteneğine sahipse, vasi önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde, onun görüşünü almakla yükümlüdür. Kısıtlanan kişi ayırt etme gücüne sahipse bir kısım işlemleri vasinin ve mahkemenin izni veya sonradan onay vermesi halinde gerçekleştirebilir. Kısıtlı kişi mal varlığını yönetme konusunda tamamen kısıtlanmaz, kendi tasarrufuna bırakılmış olan mallar ile vasinin izniyle çalışarak kazandığı malları serbestçe yönetir ve kullanır. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere vesayet kişinin tüm hak ve menfaatlerinin yoğun bir şekilde kısıtlanması anlamına gelmemektedir. Daha önce izah edildiği üzere kişinin menfaati ve iradesi her aşamada önem arz etmektedir.
Vasi genel olarak iki yıllığına atanır ve mahkemece iki yılda bir görev uzatılır. Mahkemece vasiye görevi sebebiyle hakkaniyetli bir ücret takdir edilir ve bu ödeme aylık olabileceği gibi belirli dönemlerde de verilebilir. Bu ücretin belirlenmesi tamamen mahkemenin takdirindedir. Ücret ortalama 5.000-TL civarında olup kısıtlanan kişinin mal varlığı miktarına göre daha az ya da daha fazla olmak üzere belirlenir. Ücret kısıtlının malvarlığından karşılanmakta olup mal varlığı bu ücreti karşılamaya yeterli değilse devlet tarafından karşılanır.
Vasi atanması davasında mahkemece yapılacak inceleme sonucunda kişiye vasi atanmasına gerek olmadığı kanaatine varılabilir. Kişinin vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla birlikte, malvarlığını kendi başına yönetmekte zorlanıyorsa mahkemece vasi yerine kayyım atanmasına karar verilebilir. Vasi kişinin tüm hak ve menfaatlerini korumak ve yönetmekle yükümlü iken kayyım daha dar bir görev tanımıyla kişinin belirli mal varlığını yönetmekle yükümlüdür. Bir kimseye vasi atandığında çoğu işlemi için onay alınması gerekirken kayyım atanması onun fiil ehliyetini etkilemez. Belli bir iş için görevlendirilmiş olan kayyım, mahkemenin talimatına aynen uymak zorundadır. Kayyım bir malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız o malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir. Kayyımın, bunun dışındaki işleri yapabilmesi, kısıtlının vereceği özel yetkiye, kısıtlı bu yetkiyi verecek durumda değilse mahkemenin iznine bağlıdır. Yani kayyımlığın kapsamı kısıtlanan kişi veya mahkeme tarafından değiştirilebilir veya genişletilebilir.
Vasinin iş ve işlemleri düzenli olarak denetlenmektedir. Bu denetimin haricinde yapılan iş ve işlemlere kısıtlı ya da ilgililer itiraz edebilir ve mahkemece incelenir. Vasi tarafından taşınmazların alımı, satımı, olağan ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri, olağan dışı yapı işleri, ödünç verme ve alma, kambiyo taahhüdü altına girme, üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması, vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması, dava açma, sulh olma, mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri yapılması, vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması, vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi, vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi, vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması, bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması, ömür boyu aylık veya gelir bağlama veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması, mirasın kabulü, reddi veya miras sözleşmesi yapılması, vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması ve kanunda sayılı diğer işlemlerin gerçekleştirilmesi mahkemenin iznine tabidir. Görüleceği üzere hayatın olağan akışı içerisinde gerçekleştirilen işlemler haricindeki işlemler için sıkı bir denetim sağlanmıştır. Bu denetim ile kısıtlanan kişinin hak kaybı yaşamasının önüne geçilmektedir. -
KİRA HUKUKU KONUT VE ÇATILI İŞYERİ KİRALAR...
- 5 yıl önce
- kira , tahliye , kira sözleşmesi , tahliye taahhüdü , icra takibi , ev tahliyesi
Kira Sözleşmeleri, bir şey veya hakka ilişkin kullanma, yararlanma hakkının devrini gerektiren sözleşmelerden kullanmanın ivaz karşılığında devri borcunu doğuran sözleşmelerdir.[1] Adi kira sözleşmeleri 6098 sayılı Borçlar Kanunu’ nun 299. maddesinde “Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” olarak tanımlanmıştır.
Bu yazıda uygulamada sıklıkla karşılaşılan sözleşme süresinin bitmesi, kira borcunun ödenmemesi ve tahliye taahhüdüne ilişkin uyuşmazlıklarda izlenecek yollar ve tahliye usulü incelenecektir.- KİRACININ BORÇLARI
- KİRA İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
- Görevli Mahkeme
- Yetkili Mahkeme
- KİRA İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLAR
- Kira Bedelinin Ödenmemesi
Ayrıca kiraya veren kira alacağı için tahliye talepli icra takibi başlatabilir. Bu yolla, kiracının kira borcunu ödemesi için İcra Müdürlüğü, ödeme emri (Adi Kiraya ve Hasılat Kiralarına Ait Takipte Ödeme Emri - Örnek No 13) düzenler ve kiracıya gönderir. İcra müdürü bu talebin altında “kira aktini ve sözleşmedeki imzanızı kesin ve açık olarak reddetmediğiniz takdirde, akdi kabul etmiş sayılacağınız; yukarıdaki süreler içinde borcu ödemeniz veya itiraz etmezseniz, alacaklının icra mahkemesinden tahliyenizi isteyebileceği ve kesinleşen kira alacağından dolayı da haciz talep edilebileceği ihtar olunur.” ibaresine yer verir. Borca 7 gün içerisinde itiraz edilmez ya da ödeme yapılmaz ise alacaklı 1 aylık sürenin sonunda icra mahkemesinden taşınmazın tahliyesini talep edebilir.- Sözleşme Süresinin Sona Ermesi
Kiracı bildirime rağmen taşınmazı tahliye etmediyse ya da kiraya veren uzama süresinden sonraki yılın bitiminden en az 3 ay önce fesih bildiriminde bulunmasına rağmen tahliye edilmediyse kiraya veren, sulh hukuk mahkemesinden tahliye kararı talep edilebileceği gibi icra müdüründen de tahliye emri (Yazılı Sözleşme ile Kiralanan Taşınmazın Kira Süresinin Bitmesi Durumunda Tahliye Emri - Örnek No 14) gönderilmesi talep edilebilir. Bu tahliye emrinde kiracının, sözleşmenin yenilendiğine ya da uzatıldığına dair bir itirazı var ise 7 gün içinde bu itirazını bildirmesini aksi takdirde 15 gün içerisinde taşınmazı tahliye ve teslim etmesi gerektiği bildirilir.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise kiracının her zaman fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkı varken kiraya veren kiranın başlangıcından ancak on yıl geçtikten sonra sözleşmeyi sona erdirebilir. Bu durumda kiraya verenin, belirsiz süreli kira sözleşmesine dayanarak tahliye isteyebilmesi için on yıllık sürenin geçmesi ve fesih bildiriminde bulunması gerekmektedir.- Tahliye Taahhütnamesine Uyulmaması
Kiraya veren icraya başvurarak kiracıya tahliye emri (Yazılı Sözleşme ile Kiralanan Taşınmazın Kira Süresinin Bitmesi Durumunda Tahliye Emri Örnek No 14) gönderilmesini talep edebilir. Bu tahliye emrinde, kira süresi biten taşınmazın 15 gün içinde tahliye edilmesi veya bir itirazı varsa 7 gün içinde icra dairesine bildirmesi gerektiği, süresi içinde itiraz etmez ya da taşınmazı tahliye etmez ise zorla tahliye edileceği yazar.
Taşınmazın ilamsız icra yoluyla tahliyesinin istenebileceği gibi kiraya veren, yetkili sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açarak tahliyeye karar verilmesini isteyebilir. Kiraya veren bu kararla birlikte ilamlı icra yoluna başvurarak tahliyeyi gerçekleştirebilir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da benimsenmiş olduğu üzere; kira sözleşmesi imzalanırken verilen tahliye taahhütlerinin kiraya verenin baskısı ile verilmiş olduğu kabul edildiğinden geçerli olmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla kira sözleşmesi metninde kiracının tahliye taahhüdü vereceğine dair hüküm kapsamında sonradan verilmiş olan tahliye taahhütnamelerinin de geçersiz olduğunun kabulü gerekmektedir.[6]- TAHLİYE İLAMININ İCRASI
Taşınmazın içinde bulunup da ilamda dahil olmayan eşya çıkarılarak borçluya teslim edilir. Borçlu hazır değilse vekiline veya aile halkından veyahut müstahdemlerinden reşit bir kimseye tevdi olunur. Bunlardan da kimse bulunmazsa mezkûr eşya masrafı ileride borçluya ödetilmek üzere peşin olarak alacaklıdan alınıp emin bir yerde veya alacaklının yedinde hıfzettirilir ve icra dairesince hemen yapılacak tebligat üzerine borçlu eşyanın bulunduğu mahalde ise beş ve değil ise otuz gün içinde eşyayı almaktan veya masrafı ödemekten imtina eder yahut lüzum görülürse icra müdürü icra mahkemesinin kararıyla bunları satıp tutarından masrafı ifa eder. Fazla kalırsa borçlunun adına, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikte nitelikleri belirlenen bankalardan birine yatırılır.
Taşınmaz, üçüncü bir şahıs tarafından davadan sonra ve hükümden önce tapuya tescil edilmiş bir sözleşmeye dayanarak işgal edilmekte ise alacaklı borçlunun o şahsa karşı sahip olduğu haklara sahip olur. Bu seçeneğe katlanmazsa borçlusuna karşı tazminat davası açabilir. Kötü niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı genel hükümler saklıdır.
[1] Mustafa Kırmızı, Açıklamalı – İçtihatlı Kira Hukuku, 2. Baskı, sf.25, Bilge Yayınevi[2] Yargıtay 12. HD, T. 01.10.1996, E. 1996/9916 “Takip konusu aylardan önce aynı hesaba yapılan ödemeler kiralayan tarafından kabul edildiğine göre, taraflar arasındaki mutad ödeme yerinin bu banka hesabı olduğunun kabulü gerekir.”[3] Mustafa Kırmızı, Açıklamalı – İçtihatlı Kira Hukuku, 2. Baskı, sf.827, Bilge Yayınevi[4] Nihat Yavuz, Yeni TBK ve HMK’ ya Göre Kira Hukuku, sf.500 Adalet yayınevi[5] Mustafa Kırmızı, Açıklamalı – İçtihatlı Kira Hukuku, 2. Baskı, sf.961, Bilge Yayınevi[7] Mustafa Kırmızı, Açıklamalı – İçtihatlı Kira Hukuku, 2. Baskı, sf.985, Bilge Yayınevi -
BEDENİ HASARLI TRAFİK KAZALARINA İLİŞKİN T...
- 5 yıl önce
- sigorta , bedeni hasar , maddi tazminat , trafik kazası , değer kaybı
Bedeni hasarlı trafik kazaları sonucunda meydana gelecek maddi ve manevi zararın tazmini için sigorta şirketine başvuru, hukuki yollar, dava şartı arabuluculuk, görevli mahkemenin tespiti ve görev alanları farklı olan mahkemelerde davanın ilerleyişi incelenecektir.
-Maddi Tazminat Talebi
Maddi tazminat kişinin uğradığı somut olarak nitelendirilebilecek zararını karşılama amacı güder. Trafik kazalarının sonucunda trafik kazasına sebebiyet veren kişi açısından haksiz fiil sorumluluğu doğması sebebiyle hem bedeni hasar hem de maddi zarar için tazminat talebi mümkündür. Tazminat talebi öncelikli muhatabı zarar veren olmakla birlikte ZMSS’den kaynaklı olarak sigorta şirketi de muhatap olur. Eğer zarar veren yasa tarafından zorunlu kılınan ZMSS’yi yaptırmadan üçüncü şahıslara zarar ika eder ise bu takdirde de güvence hesabı namı ile yasal olarak tesis edilen fondan bu zararlar tazmin edilebilecektir.[1]
-Manevi Tazminat Talebi
Manevi tazminat kişinin yaşadığı olay neticesinde meydana gelen yoğun elem ve kederin ya da ruhsal bozukluklarının bir nebze de olsa tatmini amacını güder. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.[2] Ölümlü/Yaralanmalı bir kazanın sonucunda manevi tazminat talebine imkan verebilecek bir durum oluşmuş olması ihtimal dahilindedir. Yazımızda incelediğimiz bedeni hasarlı trafik kazalarına ilişkin taleplerde KTK 92. maddenin f bendi gereğince manevi tazminat talebi ZMSS dışında kalan husus olarak belirlenmiştir. Aynı hususa Resmi Gazete’de 14.05.2015 tarihinde yayınlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A.6. Teminat Dışında Kalan Haller (f) bendinde de yer verilmiştir. Bu hükümler bedeni hasarlı trafik kazalarında manevi tazminat talebinin, sigorta şirketine değil zarar verene bizzat yöneltilmesi sonucunu doğurmuştur.
-Mahkeme veya Sigorta Tahkim Komisyonu’na gitmeden önce Sigorta Şirketine Başvuru
Trafik kazası sonuncunda meydana gelen zararın tazmini için farklı yollar öngörülmüştür. Zararın tazmini için yasal sürece başvurmadan önce zarar görenin sigorta şirketinden maddi zararını talep etmesi mümkündür. Sigorta şirketinin talebe verdiği cevaptan sonra ya da talebi cevapsız bıraktığı takdirde farklı yollara başvurma imkânı mevcuttur. Mevzuat hükümleri gereğince sigorta şirketine başvuru ihtiyari değil zorunlu bir yol haline gelmiştir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 97.maddesi “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” hükmünü içermektedir. Yani kanun dava şartı olarak, zarar görenin öncelikli sigorta şirketine başvurmasını ve 15 gün içinde sigorta şirketinden cevap gelmemesi ya da cevabın talebi karşılamamış olması durumunda dava yoluna veya tahkime gidebileceğini belirtmiştir. 5684 sayılı Sigorta Kanunu’nun 30.maddesinin 13. fıkrası “Komisyona gidilebilmesi için, sigortacılık yapan kuruluşla uyuşmazlığa düşen kişinin, uyuşmazlığa konu teşkil eden olay ile ilgili olarak sigortacılık yapan kuruluşa gerekli başvuruları yapmış ve talebinin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığını belgelemiş olması gerekir. Sigortacılık yapan kuruluşun, başvuru tarihinden itibaren onbeş iş günü içinde yazılı olarak cevap vermemesi de Komisyona başvuru için yeterlidir.” hükmünü içermektedir. Bu hükme göre komisyona başvurabilmesi için sigorta şirketine başvurulmuş olması ve cevabın talebi karşılamamış olması gerekmektedir. Ayrıca KTK hükmünden farklı olarak 15 “iş” günü içinde cevap gelmemiş olması durumunda da komisyona başvurulabilir denmektedir. Sigortacıya yapılacak başvurunun ardından STK’ya yapılacak başvuru için beklenmesi gereken cevap süresi SK m.30/13 hükmünde 15 iş günü olarak belirtilmekte iken KTK m. 97 hükmü 15 gün olarak belirtmiştir. KTK m.97 hükmü SK m.30/13 hükmüne nazaran özel ve sonraki kanun niteliğinde olduğundan zorunlu ve ihtiyari mali mesuliyet sigortalarında KTK m.97 hükmünün uygulanması gerekir.[3]
-Sigorta Tahkim Komisyonu[4]
Sigorta Tahkim Komisyonu, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesiyle, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla kurulmuştur. Komisyona yapılan başvurular öncelikle raportörler tarafından incelenir ve bu aşamada çözümlendirilemeyen başvurular, Komisyon tarafından bağımsız sigorta hakemlerine iletilir. Sigorta ettiren veya sigortadan menfaat sağlayan kişiler, üye sigorta kuruluşlarıyla yaşadıkları sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü için Komisyona başvurabilir. Bu kapsamda, sigorta sözleşmesinden doğan bir uyuşmazlığa istinaden üye sigorta kuruluşuna başvurmuş, ancak talebi karşılanmamış olan sigortalı, sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesi ile menfaattar olarak belirlenmiş gerçek ve tüzel kişilerin Komisyona başvuru yapmaları mümkündür. Ancak başvurunun Komisyon tarafından ele alınabilmesi için uyuşmazlığın mahkemeye, Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya HMK çerçevesinde tahkime intikal etmiş olmaması gerekmektedir. Başvurunun Komisyona ulaştıktan sonra söz konusu talebin, Komisyon Raportöleri tarafından en geç 15 gün içerisinde ön incelemesi tamamlanarak, başvurunun sigorta hakemlerine havale edilip edilmeyeceğinin kararı verilir. Eğer başvurunun sigorta hakemleri tarafından sonuçlandırılmasına karar verilirse, dosya Komisyon tarafından hakem listesinden seçilen bağımsız hakemlere iletilir. Hakemlerin incelemeyi en geç 4 ay içerisinde tamamlamaları gerekmektedir. Komisyona yapılan başvurularda, tutarı 5.000 TL'ye kadar olan uyuşmazlıklara ilişkin verilen kararlar kesindir. 5.000 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklar hakkındaki sigorta hakemi kararlarına karşı kararın bildiriminden itibaren 10 gün içinde Komisyon nezdinde bir defaya mahsus olarak itiraz edilebilir. 40.000 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar taraflarca temyiz edilebilir. Türk yargısında ihtisaslaşma olmaması sebebiyle bu durumun dezavantajlarından kurtulmak ve söz konusu uyuşmazlığın daha ivedi bir şekilde çözüme kavuşturulması için Komisyon sık tercih edilen bir yol haline gelmiştir.
-Arabuluculuk Dava Şartı
Arabuluculuk; ihtiyarı arabuluculuk ve zorunlu arabuluculuk olarak iki şekilde uygulama alanı bulmaktadır. İhtiyari arabuluculuk tarafların hukuki bir durumu çözüme kavuşturmak ya da doğabilecek muhtemel uyuşmazlıklara mahal vermemek için başvurdukları bir yoldur. Ancak zorunlu arabuluculuk kanunla belirlenmiş bazı durumlar için dava şartı olarak öngörülmüştür.
TTK’da yapılan yeni düzenlemeyle birlikte 01.01.2019 tarihinden itibaren açılacak ticari davalar için konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak getirilmiştir.
Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda Tahkim’e başvurmak iradi bir seçenek olmakla birlikte arabuluculuk şartı sadece dava yolunu tercih durumunda aranmaktadır.
-Görevli Mahkemenin Tespiti
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görev alanı belirlenmiş ve madde metninde “(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.” hükümlerine yer verilmiştir. Ancak yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir” hüküme yer verilmiştir. TTK 3. maddesi gereğince bu kanunda düzenlenen tüm hususlar ticari iş olarak belirlenmiştir. Sigorta hükümleri TTK içerisinde düzenlendiği için sigortaya ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olarak belirlenmiştir. Eğer bu dava sigorta şirketine karşı açılacaksa tüm sorumlularına karşı asliye ticaret mahkemesinde açılır. Ancak uygulamada kural olarak her işletenin aracının zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında olduğu düşünüldüğünden, daha hızlı ve net çözüm sunduğu için davalar asliye ticaret mahkemesinde, sigorta şirketini de davalı göstererek açılmaktadır.
Manevi tazminata ilişkin talepler ZMSS kapsamı dışında tutulduğu için zarar gören manevi tazminat talebi için asliye hukuk mahkemelerine, maddi tazminat talebi için de asliye ticaret mahkemelerine ayrı ayrı başvuruda bulunabilir. Maddi ve manevi tazminata ilişkin talebin aynı davada istenmesiyle asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığına karşı Yargıtay 16. Hukuk Dairesi “Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde, uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise ya da taleplerden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyorsa; söz konusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında "Yargılama usulüne" ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla, bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yaparak uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usul ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereğidir. O halde gerek davalı araç sürücüsü ve gerekse de davalı sigorta şirketinin sorumluluğu aynı maddî olaydan kaynaklanmış ve zarar tek olmakla, davaların birlikte görülmesi zorunludur. Bütün talepler yönünden ihtilafın özel mahkeme olan asliye ticaret mahkemesince çözüme kavuşturulması gerekir.” kararı vermiştir.[5]
HMK hükümlerine göre hareket edildiği takdirde zarar görenin maddi ve manevi zararının tazmini için bizzat zarar verene karşı asliye hukuk mahkemesinde dava açabilir. Davalı, dava dilekçesinde ya da yargılama sırasında HMK’nın 61. maddesine dayanarak davanın sigorta şirketine ihbarını talep edebilir. Sigorta şirketinin davaya dahil olmasıyla birlikte artık TTK hükümlerine göre dava ticari bir davaya dönüşmüş olur ve görev bakımından asliye ticaret mahkemesi görev alanına girer. Davanın her aşamasında görevsizlik kararı vermeye yetkili olan mahkeme, davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmeye devam edilmesi amacıyla görevsizlik kararı verip dosyayı görevli mahkemeye gönderir. Ticari nitelik kazanan dava ticaret mahkemesinde görülmeye devam eder. Davalı zarar verenin, böyle bir ihbarda bulunmaması halinde her ne kadar ortaya çıkan zarar ZMSS kapsamında olsa da şahsen sorumlu olur ve dava asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılır. Davalının yargılama sonucunda hükmedilen miktarı sigorta şirketine rücu hakkı saklıdır.
[1] Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortasında (ZMMS = Trafik Sigortası) Sigorta Ettirenin Kendi Tam Kusuru ile Vefatı Halinde Mirasçıların Üçüncü Kişi Sıfatıyla Müteveffanın Sigortacısına Başvurmaları Durumuna İlişkin Hukuki Düşünceler, Prof. Dr. Şaban KAYIHAN, sf. 261[2] YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2014/21-872[3] Mahkemeye-Tahkime Başvurmadan Önce Sigorta Şirketine Başvurma Zorunluluğu. Doç. Dr. Vural SEVEN sf.124[4] http://www.sigortatahkim.org/[5] Yargıtay 20.Hukuk Dairesi 2016/12209 E., 2016/12104 K., T. 12.12.2016